banner25

Doğan: 6 Şubat Günü Yaşadıklarımız Kader Değil Sorumsuzluktur

6 Şubat 2023 günü yaşanan ve 11 ili etkileyen 7.7 ve 7.6’lık depremlerin ardından bölgeye gidip incelemelerde bulunan CHP İstanbul 3.Bölge Milletvekili Aday Adayı İnşaat Mühendisi Cemal Doğan izlenimleri ve yapılan ihmaller hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Doğan: 6 Şubat Günü Yaşadıklarımız Kader Değil Sorumsuzluktur

Yaşananları “Bilimden, liyakatten, iş ahlakından yoksun Türkiye fotoğrafı” olarak değerlendiren Cemal Doğan, “Bir toplum nasıl olur da bilinçten, bilimden, liyakatten, iş ahlakından, mühendislikten yoksun yapıları inşa eder? Bir vatandaş nasıl olur da tüm yaşamının birikimini güvenli yapıya değil de süslü yapıya yatırır? Görevi teknik denetim olan mühendisler nasıl olur da mesleki kurallara değil, açgözlü üstlenicilerin ekonomik kazançlarına müsaade eder?” sorularını yöneltti. Yaşananları keder olarak nitelendirenleri eleştiren Doğan, “Yaşadığımız bu büyük yıkımın kaderle alakası yok. Yaşanan deprem sonrası karşılaştığımız manzaranın tek bir sebebi var, o da sorumsuzluktur” dedi.

Röportaj : İstanbul Times

KİMSE SORUMLULUKTAN KAÇMASIN!

Cemal Doğan yaşananlar ile ilgili düşüncelerini şu sözlerle aktardı;

6 Şubat’ta yaşadığımız Kahramanmaraş merkezli depremler yıllardır göz ardı ettiğimiz bir gerçeği yine hatırlattı. Hafızamıza kazıyarak hayatımıza büyük bir yıkım, acı ve gözyaşı bıraktı. 11 ili kapsayan geniş bir coğrafyada birkaç dakika içinde yaşanan depremler 15 milyon insanı etkiledi. Aileler yok oldu. Kimileri anasız, babasız, evlatsız, akrabasız, hayatta kimsesiz kaldı. Resmi rakamlarla 50 bine yakın yurttaşımızı yaşamdan koparan depremler neticesinde yüzbinlerce yurttaşımız bir sonraki güne her şeyini kaybetmiş olarak uyandı. Deprem sonrası ortaya çıkan bu acı tabloda sorumluluğu olanlar ve büyük afet sonrası organize olmakta geciken yöneticiler, depremzedeleri ‘kader’ kavramıyla teselli edip sorumluluktan sıyrılmaya çalıştılar.

ACI GERÇEK; MÜHENDİSLİK TEKNİĞİ OLMAMASI

Peki, gerçek ne? Sorumlular sadece yükleniciler mi? Yasa yapıcıların, yasa uygulayıcıların, mühendislerin, yerel yönetimlerin ve en önemlisi vatandaşın yaşanan bu afette payı yok mu? Elbette var. Hem de çok. Deprem sonrası afet bölgesinde 5 gün geçirdim. Malatya, Doğanşehir, Erkenek, Gölbaşı, Adıyaman, Pazarcık, Maraş, Gaziantep, İslahiye, Nurdağı, Hatay, Hassa, Kırıkhan, Defne ve Antakya’da çöken, hasar gören binaları, yolları, tünelleri inceledim. Gördüğüm manzara korkunçtu.

Mühendis gözüyle her incelediğim binada kendime şu soruyu sordum; ‘Bir toplum nasıl olur da bilinçten, bilimden, liyakatten, iş ahlakından, mühendislikten yoksun yapıları inşa eder? Bir vatandaş nasıl olur da tüm yaşamının birikimini güvenli yapıya değil de süslü yapıya yatırır? Görevi teknik denetim olan mühendisler nasıl olur da mesleki kurallara değil, açgözlü üstlenicilerin ekonomik kazançlarına müsaade eder?”

BÜYÜK TEKNİK EKSİKLİKLER

Yapılardaki eksiklikleri dile getiren Doğan, “Bölgede gördüğüm fotoğraf aslında tüm Türkiye’nin fotoğrafı. Ne var fotoğrafta derseniz madde madde sıralayayım:

• Güçlü kolon zayıf kiriş kurallarına uyulmamış. Mühendislik hesaplarında olmaması gereken 18-20 cm genişliğinde kolonlar, 15 cm genişliğinde kirişler kullanılmış. Ölçüler kolonlarda en az 30 cm genişlik, kirişlerde en az 25 cm genişlik olmalıdır.

• Binaların betonarme işçilikleri (demir, kalıp, beton işçilik hataları) mühendislikten uzak, yapı dayanımına uygun olmayan biçimde yapılmış. Kesit yetersizliği var. Basınç sonucu kolon kiriş birleşimlerinde plastik mafsallaşmalar (kiriş-kolon birleşim yerlerinin dağılması) oluşmuş.

• Yapılarda demirlerin yönetmeliklere uygun uygulanmadığını gördük. Örneğin etriye ve çirozlar olması gereken 135 derece açıda bükülmemiş ve yetersiz miktarda kullanılmış. Bu durum binaların mukavemetini ortadan kaldırmış.

• Yapılarda nervürlü (çıkıntılı) demir yerine düz ve yetersiz miktarda demir kullanılmış. Ayrıca inşaatlarda deniz kumu kullanılması ve deniz suyu tuzundan dolayı beton içinde korozyona uğrayan demirler çürüyerek çapının küçülmesi sonucu mukavemetini yitirmiş. Demirler yukarıdaki sebeplerle betonda aderans (sürtünme) görevini görmediği için betondan ayrılmış.

• Binalarda min. 25-30 mega paskal (MPA Beton Dayanımı) hazır beton yerine, yanmış, fazla su katılmış, elle karılmış, çimentosu ve mıcırı (agrega) az, 8-9 mega paskal seviyesinde beton kullanılmış.

• Zemin etüdü ya hiç yapılmamış, ya komşu bina hesabına göre, ya da yanlış yapılmış.

• Özellikle Hatay bölgesinde zemin sıvılaşması ve yumuşak kot etkisi sonucu binaların bütün halde devrildiğini gördük. Binaların birbirine çok yakın olması sonucu yıkılan bina yan binalara zarar vermiş. Bu sonuç şehir planlamasının önemini bizlere göstermektedir.” dedi.

HAYAT KURTARACAK ALTI ÖLÇÜT

Güvenli yapı için altı hayati ölçütü sıralayan Doğan, “depreme dirençli kentler ve güvenli yaşam için hayati altı ölçüt, ‘iş ahlakı, toplumsal bilinç, bilime uygunluk, doğru mühendislik, teknik yeterlilik ve liyakat’ yok sayılmış! Yaptığımız iş ne olursa olsun ticari ahlak seviyesinin yükseltilmesi gerekiyor. Toplum, haksız kazanç ve kar hırsıyla faturası ağır bedeller ödüyor. Tüketicinin de, özellikle gayrimenkul edinirken yapının süsü ya da yaşamsal donatıları ile değil, güvenli olup olmadığıyla, doğru zeminde, doğru mühendislik ve kaliteli malzeme ile yapılıp yapılmadığına bakmayı öğrenmesi gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

“AĞIR CEZALAR OLMAZSA BU SON OLMAZ”

Yapıları bilime uygun yapmayan kişiler hakkında ağır cezaların gelmesi gerektiğinin altını çizen Doğan, “Devletin görevi vatandaşın güvenle barınmasını sağlamak ve tüm süreçleri ödünsüz olarak denetlemektir. Merkezi yönetimden yerel yönetimlere kadar bu zincirde yer alan herkes sorumludur. Zemin etütleri doğru yapılmayan, yapı imalatlarında mühendisliğe ve bilime uygun hareket etmeyen inşaat ve konut üreticileri en ağır şekilde cezalandırılmaz ise bu yaşadıklarımız son olmaz.

Bilimsel kurallara uygun olmayan, yetkin ve doğru mühendislik uygulanmayan, yeterli miktarda ve kalitede malzeme kullanılmayan, liyakatsiz kişilerce denetlenen ya da ağır görev ihmalleriyle hiç denetlenmeyen her yapı, o yapıyı kullananlar için betondan tabuttur.” dedi.

BİLİM VE AKILLA EN AZ HASARI ALMALIYIZ”

Depremin doğal bir afet olduğunu ancak akıl ve bilimle yıkımın en aza indirebileceğini söyleyen Doğan, “Yaşanan bu büyük acı toplumun her kesimine insani, sosyal, psikolojik ve ekonomik zarar vermiştir. Gelecekte, başta İstanbul olmak üzere birçok kentte beklenen benzer büyüklükte depremlerde aynı sonuçla karşılaşmak istemiyorsak aklımızı başımıza almalıyız.

‘Bin Nasihatten Bir Musibet Yeğdir’ atasözünden yola çıkarak, yaşanan acılardan ders almamız gerektiği bir gerçektir. Deprem doğal bir afettir, ihmaller öldürür, yanlışlar yıkar ama bilim, teknoloji ve akılla en az hasarla atlatmak mümkündür.

Yaşamını kaybeden yurttaşlarımıza rahmet, yaralı depremzedelerimize acil şifa ve acılı ailelere sabır diliyorum. Ülkemize geçmiş olsun!” şeklinde konuştu.

BİLDİĞİMİZ HERŞEYİ YENİDEN DEĞERLENDİRMELİYİZ

Ortaya çıkan tablo depremle ilgili bugüne kadar yorumladığımız her şeyi yeniden gözden geçirmemiz gerektiğini gözler önüne sermiştir. Zemin yapılarından, altyapı planlarına, üst yapı yerleşim alanlarından, bina yapım tekniklerine, deprem anı ve sonrası afet yönetim planından olası depremler sonrası kurulacak müdahale alanlarına kadar birçok konu yeniden gözden geçirilmek zorundadır.

TOPLUMSAL BİLİNCİ YÜKSELTMELİYİZ

Ülkemiz büyük deprem kuşaklarının ve yangın, sel, toprak kayması gibi doğal afetlerin yaşandığı bir ülke. Bu nedenle afet bilinci toplumun her katmanına en erken yaştan itibaren verilmesi gereken bir eğitim. Bu nedenle afet bilincinin okullarda zorunlu ders olarak okutulmasının şart. Bu yapılır ise 30-40 yıl içinde daha bilinçli bir toplum yapısı ortaya çıkacaktır. Bu bilinç oluştuğunda insanlarımız bir binayı inşa ettirirken, kiralarken ya da satın alırken daha doğru hareket edebilecektir. Mutfak dolabının kapağına, seramiğine bakarak ev kiralamamaları ya da almamaları gerektiğini bilecekler. Mutlaka bölgenin zemin durumu, buna göre üreticinin yapı tekniği ve binanın üretim malzeme kalitesinden emin oldukları yapıları tercih etmeleri gerektiğinin farkına varacaklar.

KENTLERİN RİSK HARİTALARI DİKKAT ALINMALI

Unutmamız gereken temel gerçek ülkemizin %90’dan fazlasının deprem kuşağı içerisinde olduğudur. Fay hatları boşaldıkça diğer bölgelerde baskıyı artırıyor. İstanbul başta olmak üzere diri fay hatlarına yakın tüm kentler risk altında. Yer Bilimi uzmanları özellikle uyarıyorlar. Kısa, orta ve uzun vade risk haritalarını yayınlıyorlar. Yerel yönetimler ve merkezi hükümet bu bilimsel verilerin ışığında hareket etmeli. Çok hızlı bir şekilde bina kontrolleri yapılmalı. Her birey ve yönetim kendi sorumluluk alanındaki binaların yapı risk bilgisine sahip olmalıdır.

Kaynak:İstanbul Times Haber Ajansı (İTHA)

Hüseyin ÇETİNER

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner34

banner35